Nesnelerin İnterneti

Endüstri ve Internet’in 17 yıllık “Yeni İlişkisi”

Endüstri Devrimi bizden önceki neslin hayatında uzun bir dönem misafir olmuştu. “Uzun bir dönem” derken kelime anlamıyla “uzun” bir dönemden de bahsediyorum zira Endüstri Devriminin mihenk taşı olan yenilikler uzun zaman aralıklarında yavaş yavaş hayatımıza girmişti. Buna örnek olarak radyo veya tüplü TV’lerin hayatımızda ne kadar uzun kaldığını söylemek sanırım yeterli olacaktır. “Bilgi Çağı” veya “İnternet Çağı” olarak ifade ettiğimiz zaman dilimi ise, endüstri ile elbette el ele; ama daha çok “İnsan-Makine” ilişkisi ile başlayan ve gelişen bir zaman dilimi oldu. 1999 yılında Kevin Ashton ilk kez “Internet of Things” ifadesini kullandığında, endüstri ve internet dünyalarının kaçınılmaz tümleşmesinin ilk kıvılcımını çakmıştı. (Özellikle “bütünleşmek (convergence)” yerine “tümleşmek (unite)” ifadesini kullanmamın nedeni, bu ifade ile bütünleşmenin zaten uzun bir süredir tamamlanmış bir süreç; ancak bir bütünün eşgüdümlü çalışan iki parçasından daha çok, tek bir bütün olmasını kastediyor olmamdan kaynaklanıyor.)

“Nesnelerin Internet’i” (IoT) kavramını değişik üreticiler değişik şekillerde tarif ediyor; ancak hepsinin ortak temellere dayandığı da yadsınamaz. En önemli temel bileşen ise “Ağa Bağlı Nesneler” doğal olarak. Hayatımızdaki nesneler endüstride, üretimde, ulaşımda kısaca hayatın her alanında insanlarla Endüstri Devriminin başından bu yana yakın bir ilişki içindeler. Ancak IoT kapsamında bahsi geçen “Yeni ilişki” daha çok “Makine-Makine” ikişkisi olarak hayatımızda yerini genişletiyor. Çok moda ifadeyle, evimizdeki ufak mutfak eşyaları da internet’i -ve belki google araması ile Zeki Müren’i görebilecek ama bunun için arada bir insana ihtiyaç duyulmayacak.  Bu örneği sadece evdeki buzdolabı ile sınırlamak elbette endüstriye ve makinelerine yapılabilecek en büyük haksızlık. Ufak ve çevrenin durumunu ölçebilen, mobil bağlantı yetenekli algılayıcıların ve mobil ağların her noktaya ulaşabilmesi sayesinde dünya ölçeğinde her nokta potansiyel bir veri üretici konuma geldi. Bu algılayıcılar ile endüstri sistemlerinin her noktasından, ulaşım ağının her metresinden, dünya coğrafyasında tarım yapılan alanların her metrekaresinden, atmosferin her metreküpünden bilgi toplamak mümkün. Üstelik bu bilgileri dilediğimiz zaman toplamak da mümkün.

Yeni ilişkide insan bileşeninin fazla olmayacağını söylemek iddialı olsa da, artık hayatımızda olan analitik yazılımları sayesinde tüm verilen toplanması, analiz edilmesi, yapay zeka temelli algoritmalarla analizlerden sonuçlar çıkarılması ve bu sonuçlara göre tekrar makinelere geri bilgi verilmesi döngüsünde insana pek de yer olduğu söylenemez. Yine de, insan dahil olmadığı bir sürecin faydasını görecek. Örneğin iklim koşullarındaki değişimi algılamak ve sulama rejimini otomatik olarak değiştirmek tarım verimliliğini artıracak. Endüstri makinalarının her noktasını yakından takip ederek ve arıza öncesi müdahale ederek sistemin devre dışı kalmasını engellemek, üretimi alternatif yerlere kaydırmak, bakımı hızlı ve erken tamamlamak, üretim verimliliğini artıracak. Asıl soru şu olsa gerek: İnsan bu sürecin faydasını görürken, doğaya zarar vermemeyi öğrenebilecek mi? Yoksa “Yapay Zeka” kısa bir evrim süreci sonrası insanın gereksiz derecede zararlı olduğunu farkedip, buna önlem mi alacak?

İlk paragrafta bahsedildiği üzere Endüstri Devrimi yavaş adımlarla yol aldı ama “Endüstri İnternet’i” yavaş olacak diye bir beklenti elbette büyük bir yanılgı olacaktır. Bu sebeple, Yapay Zeka’nın insanın doğaya ve kendine zarar veren kibirini farketmesi çok da uzun süremeyecektir muhtemelen.

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.