Dünya’nın En Büyük Bahçesi: Bulut Bilişim

Kocaman bir bahçemiz olduğunu düşünelim. Ucu bucağı olmayan, büyüklüğünün ne kadar olduğunu kestiremediğimiz bir bahçe… Bu bahçede hangi ürünler yetişir diye düşünürken; yazın yetişebilen ürünleri ayrı, kışın yetişebilen ürünleri ayrı yetiştirmemiz veya bu bahçede hangi çiçekleri büyütebiliriz diye düşünmemize gerek yok. Çayı Rize’den, turunçgili Akdeniz’den, zeytini sadece Ege’den almıyoruz; istediğimiz tüm ürünleri mevsim ve iklim farketmeksizin bu bahçeden de temin edebiliyoruz. Üstelik hangi üründen ne kadar kaldığıyla ilgili de endişe etmemize gerek yok. İstediğimiz üründen, istediğimiz zaman ve ihtiyacımız kadarını alabiliyoruz. Gerçekten böyle bir bahçe var mı, nasıl bir bahçe bu diye sorarsanız, bu bahçenin adı: Bulut Bilişim.

Bahçemiz çok büyük olduğu için farklı farklı hizmetler vererek, aynı anda farklı isteklere cevap verebiliriz.

  • Müşterimiz bahçeden sadece bir alan alarak kendi ürünlerini yetiştirmek isterse; IaaS(Infrastructure as a Service),
  • Müşterimiz ihtiyacı olan ürünü söyleyip bizden bu ürün için uygun fideleri alarak kendi ürününü yetiştirdiğinde; PaaS(Platform as a Service),
  • Eğer müşterimiz “Hayır ben hiç bir şeyle uğraşmak istemiyorum, sadece önüme istediğim ürün gelsin!” derse; SaaS(Software as a Service)

sunabiliyoruz.

Bahçemizden çıkıp biraz servislerin detayına girecek olursak; siz müşteri olarak size özel tahsis edilmiş bir kaynakla cloud hizmeti istediğiniz durumda private(özel) cloud, paylaşımlı ve ihtiyacınız doğrultusunda kullandığınız kadar ödeme imkanına sahip bir alandan hizmet almak istediğiniz durumda public(genel) cloud hizmeti alabiliyorsunuz.

Bulut Bilişim’in farklı hizmet modellerinin detaylarına bakacak olursak;

  • Network, Storage hizmetlerinin yanında fiziksel sunucu üzerinde sanallaştırmanın yapıldığı ve bu katmanlara sizin karışmadığınız, size altyapının sunulduğu hizmet “IaaS”,
  • Üstüne gereken işletim sisteminin, ilgili veritabanın size sunulabildiği; sizin uygulamanızı geliştirmekle uğraştığınız model “PaaS”,   
  • Uygulamanın da bir hizmet olarak alınabildiği, tüm katmanların cloud sağlayıcı tarafından size verildiği modele de “SaaS” diyoruz.

Bahçenin son ürünü: FaaS (Function as a Service)

Yıllardır alışılagelmiş klasik mimarinin yanında, son zamanlarda serverless, DevOps, container, kubernetes, microservice mimarileri gibi sektör için çok da yeni olmasa da yeni yeni alışmaya çalıştığımız farklı terminolojilerle karşılaşıyoruz. Artık bunlarla birlikte ortaya çıkan ve serverless mimariler için Function as a Service olarak tanımlanan yeni bir hizmet modelimiz var.

FaaS (Function As a Service), bir program için çalıştırılması gereken kaynakların(CPU, Memory, I/O) tamamen bulut sağlayıcı tarafından yönetildiği, müşterinin hangi olaylar karşısında bu kaynakların tetikleneceğini sadece bir fonksiyonla bilgisini verdiği bir model. Serverless bir mimariye geçtiğimiz durumda kodunuzun belli bir kısmını çalıştırmaya başladıktan sonra ölçeklenme, deployment, işletim sistemi veya programlama dili güncellemeleri gibi daha birçok konu ya bütünüyle bizim sorunumuz olmaktan çıkıyor ya da oldukça basit bir hale dönüşüyor.

Artık yazılım dünyası ile sistem dünyası birbirinden bağımsız ilerlemek yerine birbirleriyle entegre oluyor ya da olmak zorunda kalıyor ve yerini yavaş yavaş DevOps’a bırakıyor. Yazılımcılar microservice mimariler sayesinde, kendi ilgilendiği servislerde yaptığı değişikliklerde başka servisin etkilenip etkilenmediğiyle ilgilenmeden hızlıca kendi güncellemelerini yapıyor. Bu sayede de bağımlılıklardan dolayı yapılan uzun soluklu testler ve incelemeler sonucunda yılda 2-3 defa geçilebilen releaseler çok daha kolay hale gelerek, istenildiği zaman gerekli güncellemeler yapılabiliyor ve developerın özgürce hareket edebilmesine olanak sağlıyor.

Bulut teknolojileri ve IT’nin günümüzde ulaştığı son noktada; her gün değişen, kendini yenileyen bu yapıları sadece bilmek yetmiyor, gelişmeleri takip ederek teknolojiye adapte olmak gerekiyor. Bahçedeki herhangi bir böcek gibi sadece hayatımızı idame ettirmek yetersiz kalıyor. Bunun yerine alışılagelmişin dışında önce bir bukalemun olarak bahçeye sızıp tüm değişikliklere adapte olmamız, sonrasında da karınca gibi hareket etmemiz gerekiyor.

Yazar: Burak Karaoğlu