Da Vinci Kodu: Teknoloji Çağı, Leonardo da Vinci Dehasından Ne Öğrenebilir?

Ölümünden beş yüzyıl sonra, Leonardo da Vinci kendine hayran bırakmaya devam ediyor. Yılda altı milyondan fazla insanın Mona Lisa’yı görmek için Louvre’u ziyaret etmesi, “Son Akşam Yemeği”nin tüm zamanların en fazla çoğaltılmış eser olmaya devam etmesi ve 2017’de “Salvator Mundi” eserinin rekor kırarak 450 milyon dolara satılması…

Leonardo da Vinci esasen sanatsal dehasıyla tanınmakla birlikte, kendisini bir sanatçı olarak değil, mühendis ve mimar olarak tanımladı. Rönesans hümanizminin ve yaratıcılığının nihai somutlaşmış örneği olan disiplin sınırları tarafından düzenlenmemiş bir zihnin çalışmalarını gösteren 7.000’den fazla defter kaldı. Leonardo’nun zihni, o dönemde sıkı bir şekilde korunan alanların arasında serbestçe dolaştı. Günlükleri uçaklar, helikopterler, tanklar, denizaltılar, paraşütler, dalış ekipmanı, okuma gözlükleri, müzik aletleri, dokuma tezgâhları ve çok daha fazlası dahil olmak üzere yüzlerce icadı ortaya koyuyor. Bu yeniliklerin birçoğu, zamanın fabrikasyon kabiliyetleri bir yana, algının dışındaydı ve ancak yüzlerce yıl sonra, metalurji, üretim ve mekanik gelişmeler sonunda Leonardo’yu yakaladıklarında ve vizyoner fikirlerine pratik ifadeler verebildiklerinde test edilebildi.

Rönesans, İtalya’yı Ortaçağdan bu yana Dünya’nın en gelişmiş yeri haline getirdi. O vakitlerde değişim, bazılarına muazzam zenginlikler getirdi, bazılarında ise endişe ve hayal kırıklığı oluşturdu. Bugün de muazzam bir değişim ve dönüşüm çağında yaşıyoruz. Peki sadece yeni bir gelişmeden faydalanmayı değil, aynı zamanda gelişimin devamını sağlamak için Leonardo da Vinci ve zamanından ne gibi dersler çıkarabiliriz?

Bugün küreselleşmenin ve dijital ekonominin etkileri San Francisco, New York, Londra, Paris, Yeni Delhi ve Shenzhen gibi dinamik şehirlerde yoğunlaşıyor. Bu şehirlerin çok fazla göçmene ev sahipliği yapması, entelektüel ve sanatsal atılımlarla iç içe olması, girişimciler, start up’lar ve pek çok yeteneği barındırması gibi özellikleri Rönesans dönemi Floransa’sı ile oldukça benzer. Dolayısıyla o günden bugüne alınması gereken dersler olduğu aşikar…

İlk olarak, dehanın basitçe ortaya çıkmadığını, beslenmesi gerektiğini görüyoruz. Rönesans döneminde, yaklaşık 10 milyonu okuryazar olan 500 milyon insan vardı. Bugün, yaklaşık 6.5 milyar kişinin okuryazar olduğu 7.7 milyardan fazla insan var. Bu oran-orantı ile olağanüstü yetenekli insanların Mumbai, Şangay, İstanbul, Sao Paulo’nun kalabalık sokaklarından çıkması muhtemel. Nasıl sorusunun cevabı basit; sanatın, teknolojinin, entelektüel atılımların yaygınlaştırılarak, ulaşılabilir ve kullanılabilir kılınması ile, yenilikçi fikirlerin ve girişimcilerin desteklenmesi ile, teknolojinin verimli kullanılması ile mümkün.

Hayati bir ders olarak değişimi ele alabiliriz. Rönesans sona erdi çünkü; dünya değişti ve o dönem değişime ayak uyduramadı; küresel ticaret ve bilgi devrimi belirsizlik ve kaygının genişlemesine yol açtı. Değişimin ve dönüşümün en çarpıcı dönemini yaşadığımız bugün hem kurumlar hem bireyler bir şekilde, isteyerek yada istemeyerek bu değişimi yaşıyorlar. İnternet devrimi, topluluklar için yeni müzikler, filmler, eserler yaratmak, kanser araştırmacılarına yardımcı olmak, iklim değişikliğine karşı hareket etmek, verileri bulutta saklamak için gerekli altyapıyı oluşturdu. Dijital devrim ise büyük veri analizlerini saniyeler içinde yapmak, blockchain ile yüksek güvenlikli platformlar oluşturmak, bulut ortamında zetabaytlarla sayılacak verilere her an her yerden erişimi sağlamak, nesnelerin interneti ile tek noktadan yüzlerce aygıtı kontrol etmek gibi modern teknoloji dünyasının kapılarını açıyor. Bu noktada teknolojinin kullanılması, lokalize edilmesi, tabana yayılması, fikirlerin desteklenmesi ve en önemlisi değişime ayak uydurulması konusunda kurumlara büyük görevler düşüyor.

Leonardo da Vinci, bilginin yaratılmasına ve yayılmasına yardımcı olan destekleyici ekosistem nedeniyle Rönesans’ta büyüdü, yaşamını öğrenme ve keşfetmeye adadı. Bugün, 21. yüzyıl dünya insanları olarak, her zamankinden daha fazla, bu keşfetme, öğrenme, uygulama heyecanını miras aldığımızı kanıtlamamız gerekiyor.

Kaynak: The Financial Times